deplase hayatlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deplase hayatlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2009 Cuma

Deplasif hareket #1


Ankaragücü - GALATASARAY
04.10.2009
16:00
19 MAYIS



Son gece yaşanan bir telefon trafiğinin ardından sezonun ilk deplasmanı Ankara'ya nasip olur. Bir otomobile doluşan KARŞI mensupları sabahın ilk ışıklarıyla düşerler yola. Bu yol gayet tanıdıktır artık herkes için her sene 3-4 kez gidile geline.

Ankara insanı hafta sonu kahvaltısına hazırlanırken bir grup İstanbullu kokoreç bira serüvenine başlamıştı bile. Ankaralı KARŞI mensuplarınında sofraya katılımıyla sohbet koyulaşır hasret giderilir. Ankaragücü tribününden bir dost misafirperverliğini yine gösterip elinde yüksek dereceli bir şişeyle ortama katılır. İki tribün'ün durumları konuşulur tartışılır vs. derken sohbete doyulmadan yola koyulma vakti gelir çatar.

Ankaralı dostların kılavuzluğu sayesinde belki de ilk kez kaybolmadan stadın önüne ulaşılır. Yoğun bir kalabalık bir şeylerin ters gittiğinin göstergesidir. İstanbul tayfasının biletlerinin farklı turnike kapısı numaralı olması sebebiyle bir karmaşa hakimdir turnikelere. İtiş kakış, çift turnike derken içeriye atılır canlar ve yeni yeni dolmaya başlayan tribünlerde konuşlanılacak yer göze kestirilir ve bekleyiş başlar.

Tribünler ilk yarıda genel itibariyle iyi bir performans gösterse de sayıca az olunması ve takımın zayıf futbolu bizlerinde performansını ister istemez olumsuz etkiliyordu. Devre arası olduğunda neden ve niçin olduğu bir türlü anlaşılmadan yan tribünlerden el kol hareketleri ve küfürler başlar. Deplasmanlarda bu tür şebekliklere alışkın tribün insanlarının çoğunluğu oluşturduğu bir tribünde pek sallanmıyor elbette bunlar fakat işin dozu kaçıpta çakmak koltuk bozuk para vs. atımı başlayınca sinirler gerilmeye başlanır. Karşı taaruza geçilince rakip tribünün o tel arkasından erkeklik yapan kısımı bir anda boşalır. Bu sırada müdahele etmek için içeri giren emniyet güçleri tribünden beklemediği bir tepki görünce tekrar sahaya geri döner. Bu karar o esnada alınabilecek en mantıklı olanıdır. Böylelikle ortam sakinler, üç tarafta az bir zayiatla mevzuyu atlatır ve ikinci devre başlar.

Teknik taktik mevzuları yine bir kenara bırakıp takımda ki kaybolan hırsı isteği azmi arar durur gözler. Canlar sıkkın efkar sigaraları yakılmışken mevzu bahis rakip tribünün aynı kesmi yine başlar saldırıya fakat bu kez hazırlıklıdırlar. 80. dakikada açılan kapılardan çıkıp taşları yüklenerek gelmişlerdir. Zaten sinirler bozukken bir de üstüne atılan taşlar iyice gerer tribünü ve bu sefer daha sert bir karşı tepki başlar. Seyyar tezgahlar ve su dolapları dahil koltuklarla birlikte tribünde ne var ne yoksa yağmaya başlar taşçıların üzerine. Yine geri püskürtülmüştür bu kesim fakat sinirler yatışmaz. Bu esnada içeri giren emniyet görevlileri, özel güvenlik, tüzel güvenlik ve güzel güvenlik ile bir süre istenmeyen! olaylar yaşanır. Bu kez üç tarafta daha fazla zayiat vermiştir. Çıkışta tüm tribün teker teker çıkartılır dışarı ve kapıdan her çıkan tribün insanının yüzleri emniyet kameralarınca kayıt altına alınır.

Böyle maçlar sonrası o dönüş yolu asla bitmez ya hani, işte yine öyle olur ve şeritler say say bitmez şehire varana dek. Gece İstanbul'a varıldığında herkes yine kendi karanlığına çekilir ve bir sonraki hareket için beklemeye koyulur.

Canımız sağolsun Cimbom'um..





2 Şubat 2009 Pazartesi

1 Şubat 2009 Pazar

Yola Devam..


Sezonun bilmem kaçıncı deplasmanından Galatasaray'ımız 2-0'lık galibiyetle dönüyor..


Maçtan önce yaşanan olayların baş sorumlusu emniyet.. Misafir takım tribününe giden ve insanların sadece otobüsten inip tribüne ulaşacağı güzergah dururken evsahibi takımın taraftarlarının arasına Galatasaray Konvoyunu sokarsan olacağı budur.. 2 kelam da Denizli taraftarına; evvelki sene otogar, geçen sene şehrin herhangi bir caddesinde maç sonu etkinliğine girişmiştiniz.. Gerekli etki yakalanamamış olunacak ki atraksiyonlar maç öncesine alınmış.. Amaç ' Anti-İstanbul ' ise öncelikle, İstanbul'a her sene stadın en stratejik tribününden yer ayıran yönetiminize, amaç ' ateşli bir tribün\zor deplasman hissi yaratmak ' ise öncelikle rakip seyircinin davuluyla tezahüratıyla çınlayan stadınızda etkin tribün yapabilmeye oynayın.


Belki kırkbeş ellii,,
Shabaniii...


( Denizli Deplasmanı yol hikayesi yakında )

25 Ocak 2009 Pazar

Bin Küsür Kilometre


Gecenin bir yarısı. Gişelerden çıkılmış 5 adet Ankara tabelası geçilmiş. Ulan ne şehir diyoruz, sürekli tabela girmek için ama daha ilerisi bir numara yok. Geçen sefer iki araçlık kafilemiz böyle bir iletişim sorunu yaşamıştı. Diğer aracı beklerken, her iki dakikada bir araç yanımızda durmuş, cennet ülkemizin muhtelif şehirlerine nasıl gidilir diye bize sormuştu. Biz hep ileri gideceksin bu ülkede diyerek, herkesi aynı yöne doğru göndermiştik. Anlatamazdık ki o sırada biz şu şehre nasıl nereden gireceğimizi yıllardır çözemedik...

Geçen yılda gittik Sivas'a ama Bolu- Kırıkkale arası tüm servis tarafından anımsanmadığı için yapılacak bir şey yok. Hep ileri diyerek giderken, otobanda bir araç görüyoruz. Sorabiliriz diye önüne çekip bir arkadaşımızı yanına gönderiyoruz. Arkadaşımız gözden kayboluyor, bir on dakika sonra sanırım şehrin değil stadın tarifi bile bu kadar uzun sürmez endişesi ile bizlerde iniyoruz. Manzara göz yaşartıcı olduğu kadar endişe de verici. Arkadaşımız şoför arkadaşla bir olup, yolda kalan araç için seferber olmuş. Ama bizim gitmemiz lazım, arkadaşımız şoför arkadaşla kısa süren kader ortaklığına son veriyor ve elimizde hala bir tarif yok.

Yine yoldayız aracın içine işlemiş çeşitli kokulara son katılan mazot olmuş, bu sefer bir tır emniyet şeridinde. Araca bir nöbetçi bırakıp cümbür cemaat iniliyor. Tırın ön kısmı kuşatılıyor ama kaptan şoförümüz uykuda. Ama bugün bana, yarın bir başkasına, hep dayanışma diyerek uykudan kaldırıyoruz. Bir tarif geliyor ama tariften daha çok il, ilçe, köy isimleri arka arkaya sıralanıyor. Şuradan gir sonra hep ileri diyeceği yerde garanti olsun diye tüm tabelaları saymış amcamız. Belki bu kadar ayrıntıyı vermek zorunda değil fakat gecenin bir vakti noluyo lan diye kalktığında, o kadar insanı tırın muhtelif yerlerinde görünce garantili davranmak istemiş olabilir.

Artık gidiyoruz yola girdik ya CD'ler arka arkaya çalınıyor şarkılar coşkulu katılımla söyleniyor.

***

Uyku molası bitiyor, kar manzaraları görüntüleniyor ve en nihayetinde saat 8,00 civarı Sivas'a giriliyor. Şimdi kahvaltı zamanı araçlar şehrin içinde park edilip mekan aranıyor. Bir lokantanın önünden geçerken dert anlaşılıyor ve buyur ediliyoruz. Girişteki masalar, 1. kattaki masalar, 2. kattaki masalar dolu nedir bu tüm Sivas aynı yerde mi kahvaltı ediyor derken 3. katta bir kalabalık ama güzel bir kalabalık ile karşılaşıyoruz. Ankara Aslanlarıda orada ve hep beraber güzelce karınlar doyuyor. Bir molada beraber olduğumuz ve tahminen 2 saat farkımız vardır dediğimiz tayfa otobüslerinin şehre yaklaştığını öğreniyoruz. Hemen karşılamak için Sivas girişine dönüyoruz. Ve ilk otobüs geliyor, diğerlerini beklemeden bilet işini halledebilmek için şehre dönüyoruz. Ve gidiş dönüş o kadar yolda atlatılmayan kaza tehlikesi 15 kilometre hızla giderken şehirde atlatılıyor.

***

1. Polis Memuru- Sizlerde araçlarınızı girişin yanına çekeceksiniz.
2.Polis Memuru- Aracı otobüsün yanına çekin aracı terketmeyin?
3.Polis Memuru- Herkes içeri girsin
4. Polis Memuru- Siz girmeyin aracı çıkartın otoparka götürün
5. Polis Memuru- Gitmeyin
6.Polis Memuru- Gidin
1.Polis Memuru- Kimse çıkmıyor tamam..

Oh be..

***

Staddayız saat 13,00 ve elimizdeki pankarta yer arıyoruz. Tembellikten, kaygan zeminden, yer beğenememekten artık her nedense pankartı, bir deplasmanda daha asmaktan vaz geçiyoruz.
Ama biz her yer dolmuş dedikten sonra bir 7-8 pankart daha asılıyor. Her şehir en az iki pankartla bu hastalığa tutulmuş, bir komşu şehrin 5 pankartı bile var. Maç başladıktan 15 dakika sonra bile hala pankart asmaya uğraşanları görünce pes diyoruz.

***
Kırmızı kart sonrası merkezle bağlantıya geçiliyor. Ama merkezde her kafadan bir ses çıkıyor. Tükürdü mü, çamur mu sıçrattı, tekme mi attı ulan atsa biz görmezmiyiz, küfür mü etti etmedi derken zaten mağlubiyet belli oluyor. Son dakikalarda yine takıma destek var bu arada eller ve ayaklar donmaya yakın, bir an önce kapılar açılsın, araçlar ısınsın düşüncesindeyiz. Bu arada 15 yiğido galibiyetin zevkini çıkarırken ,küfürlerini uzaklardan bize duyurmaya çalışıyor. Eğlendikleri kesin ama ama kimsenin ilgilendiği yok.

***

Dönüyoruz, yensek şahane olurdu ama olmaynca olmuyor diye moral bozmuyoruz. Biz geldik destekledik, yine geliriz yine destekleriz. Yeter ki bu şanlı armanın şanlı bayrağı bir yerlerde dalgalansın. Biz orada oluruz.

***

Deplasmanın Kod Adı: 55

Deplasmanın Mekanı: Çiftlik Et Lokantası Yozgat

Deplasman Yolculuğunun Şarkısı: Yalnızlığı Anla. Kazım Koyuncu'ya en içten sevgiler.

Deplasmanın tezahüratı: Dakika 88, En Büyük Sen Değilmisin, Aldırma Cimbom Aldırma....

9 Aralık 2008 Salı

Şehrimize bayramı getirdik



Bazı haftalar vardır, haftanın daha ilk günü gözünü açarsın ve 5 gün sonra ki deplasman gelir hemen aklına, alacağız o maçı ve geleceğiz dersin kendi kendine.. Nereden nasıl doğar o his içine bilinmez ama bir hafta bu böyle sürer gider. Geçen yıl Sivas öncesi olmuştu, bu yıl da başkent öncesi oluverdi.. Bir kaç kişi de değil grubun çoğunluğunda aynı hisler olduğu görüldükten sonra işlemlere başlanıldı. Bir kaç telefon görüşmesi, yazışmalar, aracın ayarlanması, şoför iknası, kadro oluşturulması, bilet temini ve sonucunda maç sabahı Mecidiyeköy açıklarında toplanan inançlı bir kalabalık..

Kalabalık gerçekten, Karşıbüste çok kişi ayakta, bir koltuk ve altı ve üstü tamamen şişelere ayrılmış, yine cepheye gidiyoruz. İnsanlar ayakta şişeler koltukta bu saygıya&sevgiye kendimiz dahi anlam veremiyoruz. Köprü üstünden geçerken güneşin doğuşu eşliğinde güzel İstanbul izlenerek ilk yudumlar alınıyor. Nameler ağırlaşacağına hızlanıyor bu sefer, maçı almaya gidiyoruz, başkenti işgal edeceğiz sanki, öylesine inançlıyız.. Şişeler boşaldıkça alıyor bir telaş, ya biterse hepsi, ya bitersek..



Dedik ya bu yolculuğun adını başta koyduk, deplasman fobisini devireceğiz şehre bayramı getireceğiz.. Şerefsiz medyaya inat, büyük entelektüellere inat, diğer 17 takıma inat, tekniğine, taktiğine inat, düştüğümüz yolun sonunda alayına verilecek okkalı bir ders hazırlığındayız..

Eşeğini kaybetmişte sonradan bulmuş divane gibi, otobanda bira bulduk, masum köylü gibi hoplayıp zıplıyoruz. Hatta ekibin bir kısmı yanda ki top sahasına girerek kale önünde çocuklarıyla oynamaya çalışan aileden rica ederek topu alıyor ve tek kale maça koyuluyor o moralle..

Takviyelerden sonra uzun üçlünün sırası geliyor, öyle uzun ki hiç bitmiyor, bitmeyecek deniyor.. Bizi “işim gücüm var bugün gelemiyorum sizinle, yolunuz açık olsun” diye İstanbul’dan uğurlayan adamın Düzce taraflarında arabayla servisimizin yanına gelişine hayret etmiyoruz, manyak deyip çekiyoruz sağa, hasret giderip yola devam ediyoruz. Tabi ayakta yorulmuş olan bir kaç kişi otomobile geçiyor bu sırada. Tayfa görünüyor akabinde tüm heybetiyle, otobüsler savaşa asker taşıyan kamyon misali yarıyor otobanı, geliyoruz Ankara..


Şehir girişinde emniyet eskort çağrısı yapıyor, biz yakalanmamış dahi olsak yakalananlar bekleniyor ve tüm konvoy birlikte giriyoruz stadın önüne. Nihayetinde her Ankaragücü deplasmanındaki terane yaşanıyor, davullar, fotoğraf makinesi ve pankartımız alınmıyor içeriye, onu geri bırak, biraz daha demlen, saat geldi haydi beyler, giriyoruz..

Tribünler bize ayrıldığı yer kadar dolu hatta sığmıyoruz. Ankaralı Aslanlar yerlerini almışlar, İstanbul Tayfası da yerini alıyor yavaş yavaş. Bu sefer farklı bir aura büyük bir enerji var tribünde. Deplasman fobisi serisini sona erdireceğiz artık herkes emin daha maç başlamadan. Takım tribüne çağırılıyor ve “haydi beyler” diyoruz “haydi artık”. Bir de sahadakiler senin bu denli istediğinin farkına varınca daha bir güzel oluyor. Kötü başlamış olsak dahi iyi bitiriyoruz ve 3 tane atıyoruz, 13 atmış gibi seviniyoruz. Lincoln’ün tüm terbiyesizliği üstündeydi yine bu maç.. Tokatlar kimeydi Abidin?

Maç öncesinde Gecekondu tarafından Rahmetli Alpaslan Abimiz için pankart açıldı. Allah hepsinden razı olsun. Kötü günde yanında dost bulabilmek acını dindiriyor bir nebze de olsa. Maç çıkışı hem saha da hem tribün de kazanılmış bir galibiyetin haklı gururu&huzuru var içlerimizde. Ankaragücü tribünlerinin karışıklığından sebep tam performansla çalışamadılar orası da bir gerçek. Rakip tribünün kendi yönetimleriyle sorunları büyük, yakın zamanda başımızdan geçti, gerçekten anlıyoruz onları. Allah kimsenin başına vermesin, umarız kazanırlar savaşlarını, biz kazandık çok şükür..

Son düdükten yaklaşık 10 dakika sonra Ankara emniyeti kapılarımızı açtı ve ilk benzincide yapılan kısa tedarik molasından sonra koyulduk İstanbul yoluna. Dönüş yolunda alışık olduğumuz ölümden beter besteler yerine 2 hafta sonra beklenen konuk takıma ve diğer tüm 17 takıma methiyeler.. Şehrimize giriş yapıyoruz gecenin yarısı, birkaç saat sonra Kurban Bayramı.. Aldık ve geldik.. Kurbanı değil, bayramı..


La la la lay lay lay Hayırlı Bayramlar!

6 Aralık 2008 Cumartesi

Deplase | A.gücü

Bu sezonun 3.Ankara yolculuğunda ;


Yolcular aynı yolcular,


Ve biz yine olmamız gereken yerde..



Aralık 7 \ Ankara 19 Mayıs

23 Kasım 2008 Pazar

Benzemez Kimse Sana


Canım İstanbul güne yeni başlarken, biz dönüşün en güzel olduğu şehre doğru yola çıkıyoruz. Kadro eksik çıkıyor yola, bu eksikliğin muhabbeti ilk 1 saati alıp götürüyor ve tek mola yerine kahvaltı için giriliyor. Güzel bir kahvaltı ile doymuş bünyeler, başka gereksinimler için zil çalıyor ve bu acil durum kısa bir Bolu girişi ile sonlandırılıyor.

***

Her Ankara gidişi sayı olarak çok, süre olarak uzun molalar nedeni ile hesaplanandan uzun sürer, bu ekip bir ilke imza atıyor, saat 11,15'te ilk maç durağına varıyor. Vakit çok kendimizi mini mini minnacık bir alışveriş merkezinde buluyoruz, zorunlu ihtiyaçlar için. Ama ev sahibi Ankara'nın, beklenen telefonu en nihayetinde geliyor ve planlar revize ediliyor. Alışveriş merkezinin çıkışında uA Ankara, Sevgili Danış bizi bekliyor. Bu arada arkadan tezahürat yükseliyor.

Seni gördüğüm zaman hayat sanki son bulur
Kalbim durur dilim tutulur...


Tamam Ankara'ya sevgimiz saygımız büyük ama buda abartı oldu derken biz şaşkın, tezahüratın asıl hedefi bayan basket takımı daha bir şaşkın, eller sallanıyor. İçten " O kadar yol teptik, bir AYIP daha işlemeye geldik " demek geliyor ama susuyoruz.

4x4 bir ağırlanma ile geçen zamanın ardından salona geliyoruz. Evet bunuda yaşıyoruz biletsiz ve kimliksiz içeri alınıyoruz. Güzel bir uygulama aslında, kimliği kapıda bırak tribün senin olsun... Salonu görünce okul yıllarının sınıf maçları akla geliyor ama gerçek başka, bu salonda bir birinci lig maçı oynanacak.

Oynanıyor, yeniyoruz, bağırıyoruz, uyuyoruz, zıplıyoruz ve darısı akşama diye salondan çıkıyoruz...

***

Şimdi grubun Ankara temsilcisi ulaşım sorumluluğunu alıyor. Bir önceki seferde kavgalara neden olan kokoreç- AOÇ ikilisi ile tanışılıyor ve stada doğru yola çıkılıyor. Git , git tabii sonunda bitiyor; İstanbul eziyeti ile Ankara eziyeti karşılaştırılıyor, bu karşılaştırmadan da İstanbul zaferle ayrılıyor.

Kapalı ile yine buluşuluyor, sonra stada giriş. Pankart as, yer bak, yer beğen ve kendini en alt basamakta bul ritüeli değişmiyor.

Oynanıyor, yenemiyoruz, bağırıyoruz, üşüyoruz, zıplıyoruz ve bir zulme yelken açarak staddan çıkıyoruz..

***

Aklımızda maç boyunca İstanbul'dan gelen telefonlar var. Öyle bir ruh hali var ki vardığımızda İstanbul'un girişinde Sivil Savunma Ekipleri tarafından karşılanacağız.

Yol, su, elektrik, internet, uydu ulan şehir fırtınaya teslim olmuş diye düşünüyoruz. Bir an aklımıza acaba Ankara'da mı kalsak diye geliyor ama İstanbul bizi bekler, İstanbul batacaksa bizde batalım ile tam gaz yola çıkıyoruz.

Çıkamıyoruz pek tabii, uzaklığı andırırda çıkış trafiği Olimpiyat stadı andırmaz mı?

Yoldayız bu sefer molada yok ve beklenenden daha bir kısa sürede canımız İstanbul'a varıyoruz. Bizim gelmemizle şehrimiz huzur bulmuş, sakin ve sessiz bir halde bizi bekliyor.

Bu yıl çoğu dönüşümüz keyifsiz oluyor ama olsun...


Benzemez kimse sana,
Tavrına hayran olayım.
Bakışından süzülen
İşvene kurban olayım..
Lütfuna ermek için,
Söyle perişan olayım.

12 Ekim 2008 Pazar

Öyle sınırsız öyle deli severim ki korkarsın



12:00

Mecidiyeköy A.S.Y sokakta ekip toplanmaya başlar..


12:30

Taksim'e geçilir, Meydan'da diğer ekipte gruba katılır ve İstiklal Caddesi kolaçan edilir.


01:00

Deplase Taraftarın dostu Eloy Bar'a giriş yapılır.
Biralanmakta olan diğer ekibe katılım gösterilir.


01:30

"Şu dans edenler otursun yerlerine artık başımız dönüyor" söylenmelerimiz ve mekan sahibi Beyoğlu'nun tek Başbakanı abimizin bizi yatıştırma girişimleri..


02:00

"Şu müziği kapatalım hocam başımız çatladı, biz bağırırız onun yerine" söylenmelerimiz ve mekan sahibi Beyoğlu'nun tek Başbakanı abimizin bizi yatıştırma girişimlerinin devamı..


02:30

Müşteriler mutlulukla uğurlandıktan sonra barmaid arkadaşa ve içki servislerini yapan depresif bayana bize içki yetiştirebilme başarılarından dolayı teşşekkür edilir. İçeriye uA Parçalı ekibinden kardeşlerimizi de aldıktan sonra mekanın kapısı kitlenir.


03:00

Kendin doldur kendin iç etabı başarıyla sürdürülürken en dipten seçilen şarkılar ekip vokalisti tarafından seslendirilir. "Bu gece son biraz sonra Bu kapıdan son kez çıkıp yine kendimi Vuracağım yollara Kimbilir kaç kere ıslanacak yüzüm Elimi tut düşman olma Ne olur parça parça olmasın içimiz Mutlu ol iyi bak kendine Ne olur gözüm arkada kalmasın Uzun uzun seneler var önünde Gün gelir sevgilim Acıya alışırsın alışırsın Bu gece son.."


03:30

Aramıza ak sakallı bir KSK'lı abimiz eklenir ve Karşıyaka özemiyle dolmuş gözleriyle bizi izler. Kendimizi toparlama adına tezahüratlarla girişsekte efkar nameleri inletmeye devam eder Eloy'u. "Senin İçin bu Hayat Yaşamaya Değer Kalbimiz Durunca Bir Gün Sadece Senden Ayrılmak Üzer.."


04:00

KARŞI- Haydi beyler yolcu yolunda gerek.

Ekip son biraları yudumlar ve bardan çıkılır. Henüz İstiklale yeni adım atmışken mekan sahibi Beyoğlu'nun tek başbakanı abimiz telaşla dönerek söylenmeye başlar;

B.B- Ya beyler keşke bizim tezgahtan votka şarap bişeyler alsaydık yanımıza yolluk.

Büyük bir pişkinlikle sırıtarak cevap verilir;

KARŞI- Biz aldık abi, sen merak etme.

Şaşkın gözlerle;

B.B- Oha!

Aldığımız bira altlıkları ve açıcakları çakozlamaz inşallah diyen gözlerle;

KARŞI- ..


04:30

Mecidiyeköy Çadır'ın önünde Karşıbüs ekibi toplanmaya başlar. Bu sırada yolun Karşısında Altın Fıçı'nın önünde konuşlanmış köfteci tezgahı göze çarpar ve kendimizi mahalle sakini kedilerin dahi ağzını sürmediği köfteleri mideye indirirken buluruz. Köfteciyle geçen diyalogda kafaları hafiftende olsa ayıltır cinstendir;

Köfteci- Cumhurbaşkanlığı maçına gidiyosunuz dimi beyler?

KARŞI- He dayı Ankara'ya yolculuk.

Köfteci- Alırız ya kupayı, kadro sağlam bu sene. Augustus filan..

KARŞI- ..?


05:00

Çadır'ın önünde Karşıbüs kalkışa hazır beklemektedir. Yoldan alınacakların dışında ekip tamamdır. Kartal'da buluşmak üzere uA Tayfayla sözleşilir ve yola düşülür.


05:30

Tayfa otobüsleri ve Karşı servisi Kartal'da buluşarak konvoy halinde Ankara'nın yollarına düşer.

08:00

Serviste "kim daha çok içecek-kim daha çok çemkirecek" müsabakası tüm hızıyla sürüyor.


10:00

Alkol stokları iyice dibe vurmuş ekipte yavaş yavaş sızmalar başlar.
Yolda Yıldız Tek servisi de konvoya eklenir.


12:00

Galatasaray kafilesi Ankara'ya giriş yapar. Araçlar Ankara 19 Mayıs Stadnın yanındaki parka bırakılır ve Salona yürüyüş başlar.


12:30

Salonun önünde kalabalık bir Galatasaraylı kitlesi giriş kuyruğundadır. Az da olsa Fenerli seyircilerde yan tarafta beklemektedir. Mevzu bahis Spor Solonu'nun yalnızca bir giriş kapısı bulunmasından mütevellit yoğun bir güvenlik beklesekte, emniyet görevlisi sayısı 10-20'yi geçmemektedir. Buna rağmen hiç bir salça olma mevzusu yaşanmaz.


13:00

Giderek yaklaşmakta olan bir uğultu üzerine herkes etrafı süzmeye başlar. Gelenler Ankaralı Aslanlardır.. Sırada beklemekte olan Fenerlilerle ufak bir elektriklenme olsa da Sucu ve Ömer abilerin müdahalesiyle büyümeden yatıştırılır mevzu.


13:15

1000'e yakın Galatasaraylının beklemekte olduğu salon giriş kapısının önünden Fenerbahçe Bayan Basketbol Takım Otobüsü geçmeye kalkınca çok yoğun olmayan bir Pet şişe, taş vs. yağmuruna maruz kalır. Sucu abi'nin bu kez daha da sertleşen müdahalesi sonucu bu olayda büyümeden yatıştırılır. Emniyetin yol güzargahı konusunda nasıl bir önlem almadığı akıllarda hala bir soru işareti..


13:30

Dar sıkışık kalabalık giriş sırasına biraz önlerden kaynak olarak kendimizi içeriye atarız. Bileti 4 yerinden yırtan görevlinin şaşkınlığını üstümüzden atamadan dedektörlü polis aramasında buluruz kendimizi. Bu sırada yine bir uğultu belirmeye başlar. Bu kez gelen Fenerlilerdir. Yaklaşık 300-350 kişi giriş kapılarına geldikleri sırada (kabul etmek lazım ki bizim tribünün sataşmalarıyla) elektriklenme başlamışken Fenerlilerin "Alpaslan ölmedi kalbimizde yaşıyor" diye bağırması herkesi bir anda kendine getirir ve hiç bir mevzu olmadan iki grupta içeriye girer.


13:45

Tuvalete girince Karşına bir ton Sarı-Kırmızı ve Sarı-Lacivert Formalı adamlar çıkması , koridorda yanyana yürümeler ve aynı masada yemek yiyip çay içmelerin yarattığı şaşkınlıkla tribündeki yerimizi alırız. Henüz abilerin giriş yapmamış olmasından dolayı Karşılıklı hafif atışmalar başlamıştır bile. Sayıca Fenerlilerin nerdeyse 2 katı olmamız bu kupaya olan inancımızı net bir şekilde ifade ediyor gibidir. İki tarafında Tribün Liderleri içeriye girince atışmalar kesilir ve herkes kendi takımını motive etmeye koyulur. Bu sırada Fener Tribününde açılan "BAŞINIZ SAĞOLSUN" pankartı yeniden gözlerimizin dolmasına sebep olur. Acımızı paylaşan Unifeb' e ve tüm Fenerlilere bir kez de burdan teşşekür ederiz. Allah hepsinden razı olsun.


14:00

Ne olur başlatan biz olmayalım en azından diye iç geçirişlerimizi boşa çıkartan, iki taraftan da çıt dahi çıkmayan 1 dakikalık saygı duruşu. Karşılıklı olarak yapılan terörü lanetleyen tezahüratlar ardından maç başlar.. Kupaya olan inanç&özlemle ve yarı yarıya tribünlerin zevkiyle son nefesimize dek gırtlakları patlatmaya başlarız bizlerde. Takım tam da beklediğimiz gibi bizim kadar hırslıdır..


14:30

Dağınık ve kalabalık olmamızın dezavantajıyla tam performans göstermekte zorlanarak bitiririz ilk yarıyı. Fener tribünleri daha organize olarak sayıca azlıklarına rağmen baya zorlarlar bizi. TV'de duyulduğu kadar bariz bir üstünlüğümüz olmadığını kabul etmeli..


15:00

İkinci yarı daha derli toplu ve Reis'in setteki hakimiyetiyle başlar. Takımın'da hırsıyla daha da şevklenen tribünlerimiz salonda ki hakimiyeti ele alır. Az küfürlü bol omuzomuzalı bir ikinci yarının ardından maç bizim olur. Eğlenmeyi ve keyif çıkartmayı tribün olarak pek beceremediğimizi bir kez daha yaşayarak görürüz. Bizim de yapımız bu yapılacak bir şey yok..


15:15

Kupa ellerde kalkar ve gözler dolar. 1 yıllık engebeli ve çileli yolcuğun durağıydı bu kupa. Yeri geldi kilometrelerce yol teptik, yeri geldi Otel önlerini Sarı&Kırmızıya boyadık, yeri geldi salonlarda 10 kişi kalsakta haykırdık sevdamızı. Biz Aslan Kızlara Aslan Kızlar da bize inandılar. Biz bu kupayı gerçekten istemiştik ve haketmiştik. Öncelikle; geçen sezondan beri her şeye rağmen yılmayan, son damlasına dek terini döken ve bu takımı buraya kadar taşıyan Aslan Kızlar olmak üzere dün formanın hakkını veren tüm Aslan Kızlara sonuna kadar helaldir bu kupa. Tüm Galatasaray Taraftarı ve Rahmetli Alpaslan abimiz sizlerle gurur duyuyor Aslan Kızlar. Parçalı forma size çok yakışıyor, Yenilmez Armada geri dönüyor..


15:30

Kısa bir bekletilişin ardından salondan çıkmaya başlar yüzleri gülen, gözleri dolmuş adamlar. Çıkışta hemen salonun önünde Karşımıza çıkan 200-250 kişilik Sarı Lacivertli grubu Fenerliler sanarak hayırdır inşallah derken; "Biz Ankaragüçlüyüz" "Alpaslan ölmedi kalbimizde yaşıyor" "Başınız sağolsun" "Herkes unutur biz unutmayız" tezahüratlarıyla onların Ankaragüçlüler olduğunu anlarız. Hepsiyle selamlaşıp&teşekkür edip parka doğru ilerleriz. Acımızı paylaşan Genç Güçlülere ve tüm Ankaragüçülere bir kez de burdan teşekkürler. Allah hepsinden razı olsun. Alpaslan abimiz sadece yaşantısında değil vefatından sonrada hem kendi tribünümüz içindeki kenetlenmeyi arttırıyordu hem de diğer tribünlerle olabilecek gereksiz şiddet ve küfür olaylarına engel oluyordu. Bunu gittiğimiz gördüğümüz her yerde hissediyorduk. 3 önemli tribünün karşı karşıya geldiği bu günde bir tek kişinin dahi zarar görmemesi tüm aleme ders niteliğindeydi. Bunun hiç bitmemesi ve Alpaslan Abimizin huzur içinde yatması en büyük dileğimiz..


16:00

Otobüsler ve servisler dolar.
İstikamet hem belamız hem kavgamız hem sevdamız olan İstanbul.


17:00

Şampiyonluk nameleri inletiyor servisleri..


18:00

Yemek molası. 3 çeşidi hakettik abi bu maç..


18:30

Fenerbahçe Bayan Basketbol Takım otobüsünün yemek molası verdiği İsmail'in yerinden geçerken en ufak bir sözlü sataşma dahi olmadan teyet geçilir.


19:05..

Kupayı almanın huzuru ve bünyelerin yorgunluğu, yemek molası sonrasında tüm servisi kaplar. Işıklar kapanır ve rüyalara dalınır..



Herkesin elinde rakı bira
Gerçek mi ulan bu rüya?

6 Ekim 2008 Pazartesi

Uzun Yolun Kısası..


34 ZAD Doksan küsür..

Trabzon'nun Konya'daki maçına İstanbul'dan deplasman yapan araç.. Konuklarını henüz indirip Galatasaray kafilesi için olay mahaaline intikal ediyor. Öyle ki aracın temizliği yanıbaşımızda yapılıyor. Araçtan çıkan olağan deplasman çöpleri bir kenara, çıkan jelibon poşetlerine anlam verilemiyor.

Münferitten mesut Karşı ahalisi; Sefaköy-Çağlayan-Yldz Tek-Lüleburgaz-Ölümüne vb. gruplarla yukarıda bahsi geçen araca yerleşiyor. Takvim 5 ekim pazarı, saat ise 11 sularını gösteriyor..

Araçtaki mozaiğin ortak paydası sınırlı kafa güzelliği..

Sessiz sakin, dertsiz tasasız bir yolculukla feribota ulaşıldı. Gerekli takviyeler bu muhitten yapılarak deniz manzaralı, kamyon\otobüs arası alkol ikindisi gerçekleştirildi.. Taa ki denizin ortasında kopan fırtınaya kadar.. Bir ara durup kendini suların akışına bırakan feribot ' Buraya kadarmış ' hissi uyandırsa da yaklaşık 1 saatlik yolculukla karaya tekrar ayak basabildik.

Yeşil mi yeşil bir manzara ve esmesede gürleyen yağmur ve yine sessiz sakin bir yolculuk ile Bursa'ya ulaşıldı.. Polis noktasındaki sıkıntılı arama, gbt vb. işlemler can sıksada az fire ile stada doğru hareket başladı.. Etrafta maça doğru yol alan tüm Bursalılar istisnasız kafa kesme hareketlerinden vazgeçip, 5 işareti yapmakta.. İnanmak başarmanın yarısıdır diyerek devam ediyoruz..

Kültür park yanı, emniyet otoparkına giriş yapıyoruz.. Önümüzdeki otobüs dar alandaki park manevrası esnasında elektrik direğine hafif bir temasta bulunuyor.. Sallanıyor ama yıkılmıyor.. Kaptan devam ediyor ve direk otobüsü teğet geçerek çevik kuvvetin üzerine doğru devriliyor.. Şükür ki kuvvetimiz hakikaten çevik, kimsenin burnu kanamıyor.. Kaptan aynayı kapattınız diye otobüstekileri fırçalıyor..

Geçmiş Bursa'lara nazaran hem deplase kafilesi hem de evsahibi tribün gayet sakin.. Parktan stada uzanan yolculukta kortej gayet zayıf.. Buna rağmen kimse kimseyle ilgilenmiyor.. Dillerde tek beste sesleniyor..

Deplasman girişide gayet sakin, alkolmetreli polislere 0.30 promilin trafikte dahi zararsız olduğu izah ediliyor, Eskişehir formasıyla Galatasaraylıların kapısından Bursa tribününe girmeye çalışan dünyası şaşmış ikiliye yol tarifi yapılıyor ve tribündeki yerleşime sıra geliyor..

2 tribünde sakin..
Şehitlerimiz anısına ortak bir iki tezahürat, Alpaslan Abimizi anarken susan Kapalı Kale Arkası, maçın ilk 2 dakikasında atkıların göğe kaldırılarak tamamlanan anma merasimi ardından ilk üçlü ile bismillah diyoruz..

Geçen sezonun en sağlam performanslarından birini çıkardığımız Bursa maçını hatırlayıp, haydi tekrar diyerek bağırmayanların yerinede bağırsakta tribün henüz kötü günlerimizden sıyrılabilmiş değil.. Eli belinde maç izleyenler bir kenara, tüm tayfa bağırıyor ancak olmuyor işte.. Kimse kopartamıyor kendini hayattan.. Tempo düşük mü düşük..

Devre arasındaki yerleşim değişikliği ardından 2.yarıya daha sağlam giriyoruz.. Sanki takımda farkediyor ve daha bir ' Saldır Galatasarayy ' durumuyla arz-ı endam ediyor.. Gol geliyor ve tellerdeyiz.. Bursa deplasmanlarının en güzel yanlarından biri belkide bu.. Golün hemen ardında kopan Saldırınnn Durmadannn son zamanların en iyisiydi..

2.lig günlerinde de takımının peşini bırakmayan Bursa taraftarının gücü zaten ortada.. Ancak büyük maçlara alışık olmamaktan muhtemel, maç 2-1'e geldikten sonra -yani en çok ihtiyaç duyuldukları anda- çokta etkili olamıyor.. Bizim takım ise cılız ataklarla rakibi sıkıştırmaya çalışıyor ancak bu çabaları tribünü ateşlemeye dahi yetmiyor..

Maç sona eriyor..
Yağmayan yağmura teşekkür etmek gerek derken, Kocaeli geliyor akla.. Hani yine yağsaydı.. Hani belki yine.. O hızlandıkça haykırır, haykırdıkça atardık..

Lüzümsuzca 1 küsür saat bekletiliyoruz.. Ve otobüslerimizin yolunu tutuyoruz.. Devre arasında gelen feribotların iptal haberi sonrasında, taşlanmasakta daha fazla geç kalmasak diye söylenirken kendi kendimize, sessiz sakin bir şehir çıkışı yaşanıyor..

Tabii ki ne mümkün.. Galatasaray tribününün hemen her Bursa'sı farklı bir maceraya sahiptir.. Tam bunları geçirirken aklımızdan, petline adlı bir benzin istasyonunda yakıt ikmali için duruyoruz.. Enteresan şekilde kafile dağılmış durumda ve yalnızca 2 otobüs burada.. Diğerlerinden ses yok.. Allahın siktir ettiği yerdeki kırık dökük benzin istasyonunda yalnızlıktan sıkılan istasyon sahibi amca, markette yaşanan ufak gerginliği abartarak olmadık laflar ediyor.. İnsanlar halen sakin.. Amca durmak bilmiyor.. Meydanı boş bulup dahada azıtıyor ve el kol hareketleriyle fiziksel müdahale yanlışına giriyor.. Şaşılınabilir ancak insanlar halen sakin.. Derken şalter atıyor bir taraftan..1' e 1 ufak bir arbede ardından amca istasyondaki odasına koşuyor.. Neyse diyip otobüslerimize yöneliyoruz ki, amca tekrar çıkıyor ve ilk baştaki gerginliği yaşadığı arkadaşın başında dikiliyor.. Uslanmayan, uslanmadıkça azıtan amcaya burada hakkettiği tepki, verdiği etki sonunda veriliyor.. Amca koşar adım tekrar odaya gidiyor ve 10 saniye sonra elindeki pompalı tüfek ile dışarıya çıkıyor.. Karşı sında sadece 3-4 Galatasaraylı ve jandarma trafik aracındaki 2 asker bulunmakta.. İnsanlar şaşkın.. Namlunun ucundan uzak durup arkasından dolanarak amcaya müdahale etmeye çalışıyor, ki acele etmelerinde yarar var, amca bizim de bulunduğumuz otobüsün arka kapısına hemen hemen ulaşmış durumda..Kapıda manasızca adamın gelişini izlerken asker silahına davranıyor ve kıvrak bir hareketle amcanın üzerine çullanıyor.. Amcayı kovalayan diğerleride ardından.. Pompalı-jandarma-Yılmaz abi üçgeni jandarmanın pompalıyı almasıyla sona eriyor ancak olay bitmiyor.. İstasyonun diğer işçileri ellerindeki kazma-kürek-orak gibi aletlerle beliriyorlar.. Bilgisayar oyunu gibi.. bu level'dan sonra bonus bekliyorduk..

Yettiniz ulan sesiyle yarım otobüs boşalıyor, oraklar kürekler montaj ediliyor, amca jandarmaya teslim ediliyor ve tüm bunlara sebep olan yakıt ikmali gerçekleştirilmeden olay mahaalinden uzaklaşılıyor.. Sahii Aghahowa o aralar kaçtaydı acaba?

Başka bir istasyonda yakıt ikmali bu kez dikkatli şekilde yapılıyor ve yola devam ediliyor.. Ediliyor denildiğine bakılmasın hemen ardında asıl çile başlıyor.. Ucu bucağı görünmeyen bir araç konvoyu.. Kilometreler saatlere ayak uyduramıyor.. Yaklaşık 2 saatte 5 km ilerleyen otobüs, köy yollarına sapıyor.. Bilinmeze doğru ilerliyoruz.. Gecenin bir saati ahırdaki hayvanını yemlemeye kalkan amcalara ' Selamın Aleyküm dayı, İstanbul bu taraf mı ' diye soran atkılı formalı bir otobüs adam.. Amca bildiğinide unutup koca otobüsü yeni bir bilinmeze döndürüyor.. Artık trafik sorunumuz yok.. İstanbul'a varmayı zaten akıldan çıkarmışız keza kaybolmuş durumdayız.. Aklı evvel bir arkadaşın önerisi tek ihtimalimiz oluyor ve yaklaşık 1 saat süren alternatif yol serüvenini geri sarıyoruz ve geldiğimiz yöne doğru yol alıyoruz.. Ahırdan çıkan amcadan bu kez Bursa yolu tarifi alışımızla, sözkonusu amca hayatını sorgulamaya başlıyor ve ruhsal dünyasında bilinmeze yol alıyor..

Ana yola geri dönüyoruz. Tam 1 saat kayıp ve başladığımız yerdeyiz. Kaptan pes ediyor. Sağa çekip aracı stop ediyor. Öylece bekliyoruz.

Geldiğimiz gibi döneceğiz ulan gazıyla, kıvrak bir hamle ile otobüs tekrar yol istikametine sokuluyor.. Sanki gidebilecekmiş gibi tekrar hevesle araca doluşuyoruz apar topar.. 5 saniye geçiyor ve o ses duyuluyor tekrar.. ' Kaptan arka kapııı.. '

Tekrar iniyoruz..
Manasızca yürüyoruz karanlıkta.. Bir açık fırın beliriyor.. Tüfekli benzinlikten sonra önce dostluk elçisi yolluyoruz. Gelen ' temiz ' haberiyle, sıcak ekmek ve bir miktar kaşar peyniri edinebiliyoruz. Artık yürürken elimizde bir de ekmek arası kaşarımız var.. Konvoydaki meyve sebze araçlarından ikram, üzüm ve domatesler ile sofrayı şenlendiriyoruz.. Efes Pilsen dağıtım aracı hayalleri ile yemekleri bitiriyoruz..

Arkamızı dönüp bakıtığımızda otobüslerden iz yok.. Yaklaşık 2 km yürüyüşün ardında tek başımızayız neresi olduğu dahi bilinmeyen bir yerde.. Kafaların sağa çevrilmesiyle bir otobüs durağı farkediliyor.. Bir köyün çıkışı burası ve kırık dökük bir otobüs durağı.. Tek bir bank. Üzerinde Yılmaz Başkan oturuyor.. ' 76 M geçer mi abi ' diyoruz, ' Başımıza daha ne gelecek ' diyor..

Yarım saatlik bekleyişle 76 M değil, deplasmanbüs geliyor.. Yerimize geçiyoruz ve karnı tok sırtı pek bir şekilde gözlerimizi yumuyoruz usulca..

Saatlerce sadece 10 km\h ile gidebilen araç, gözlerimizi açtığımız anda bunun minimum 10 katıyla gidiyor ve acı bir frenle kırmızı ışıkta geçen tıra doğru kayıyoruz.. Gözlerini açtığı an, öldüğü an olmamalı insanın diye dua ediyoruz ve şükür ki atlatıyoruz..

Ardından gelen 2-3 ölüm tehlikesi daha gösterdiki, 1 kaptan uyumadan İstanbul-Konya-İstanbul-Bursa parkuruna çıkmamalı.. Sonrasında pek uyumuyoruz, son anlarımızı hatırlamak amacıyla..

Saatler 05:00 ' i gösteriyor Şehr-İstanbul'a merhaba dendiğinde.. Yol boyunca insanlar bırakılıyor..

Bir deplasmandan daha geriye anlatacak hiçbir şey kalmıyor ve uğruna bozduğumuz yeminlere bir yenisini daha eklemenin suçluluğu ile yenilmez armadanın bir süredir devrettiği kupalarımızdan olan Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı söküp almak için mikrofonlarımızı Ankara'ya çeviriyoruz..

Haydi Bastır Şanlı Galatasaray,
Taraftarın Her Zaman Seninle..

22 Eylül 2008 Pazartesi

Umudum Oldun Sevdam..

8-9 saat yol gitmek gibi bir çile çekilmeyince sanki alınan 3 puan yarım oluyormuş gibi, 1 saatlik Kocaeli deplasmanında da gerekli çile itinayla yaratıldı.


Hafta arasında 'kim geliyor', 'nasıl gidiyoruz', 'bilet nasıl olacak' diye sorgulanırken ahalinin pekte alışık olmadığı bir organize bozukluğu ile maçtan 1 gün öncesine kadar hiçbirşey belli değildi. Cumartesi akşamı iftarın hemen sonrasında Aksaray metro istasyonundan yarım kiloluk İsviçre çikolatası ile başlayan şen şakrak yolculuk, Haydarpaşa tren istasyonuna kadar devam etti. Çikolata tükenip Gar Pub görününce ufukta, 'yarın seferiyiz arkadaş' diyerek yükleme başladı. Vakit tamam sesiyle yolculuk start aldı..


Adapazarı ekspresi.. 20/09/2008 Saat:21:30...


Deplaseyi 1 gün evvelinden başlatan tribündaşlarla oluşan 10 kişilik ekip, insanları rahatsız etmeyelim en arka vagon bomboş ile yola koyuldu.. Bu boşluk daha sonra kendini belli etti. 1-2 istasyon sonrasında henüz şehir merkezinden dahi çıkamamışken arka vagonda herbiri birbirini tanıyan, nereye neden gittikleri halen bilinemeyen garip bir kitle vagonda belirdi. Sabır diyerek yola devam edildi. Diliskelesi durağında ise haritalarımızda gerekli karalamayı yaparak uğranmayacaklar listesine eklemeler yapıldı.


Gece 23 sularında İzmit garına iniş yapıldı. Alışık olduğumuz el sallamalı vedalardan sonra burada 2-3 karşılayanımız yüzlerimizi güldürdü.. Ufak bir şehir turu lahmacun operasyonu ile tamamlandı, hatta abartıldı. Artık istikamet sahil şeridi.. Acemi birer aşıktık nede olsa ve çoğu zaman ne yapacağımızı bilmeden serseri dolaşırdık sokaklarda..

Gecenin ilerleyen saatlerinde uykuya yenik düşeceğini ileten ekip, İzmit'in en yüksek noktasından şehre sırıtan örgüt evine ulaşmak için yola koyuldu.. Kalanlar 'güzel hava' kandırmacası ile sahil şeridinde yaşayışını sürdürdü. Taa ki ters köşe yapan bulutlara kadar.. Yağmur inceden kendini gösterdi, bir parkta dinmesini beklemekte yetmedi. Dur durak bilmeden sokakları döven yağmurda salındık sokaklarda.. İyice azıtan yağmurun ardından sabah 5 sularında kırık dökük bir otel odasında oraya daha önce sığınan kimbilir kaç tane hayatı sorgulamadan yumduk gözlerimizi yarınlara..


Maç gününün sabahında İstanbul'dan gelen telefonlarla gözler açıldı. ' Hadi oğlum bilet ' diyordu telefondaki ses ısrarla.. ' Tamam sıradayım ' ile savuşturuldu ilk hücum.. Yorgan tekrar kafaya çekildi ancak uyumak ne mümkün, gözler açıldı bir kere.. Sarı-kırmızı geldi tekrar akla ve akşamdan kalan hala ıslak üst baş tekrar sırta geçirildi ve henüz uyanamayanlar orada bırakılarak deneme\yanılma, sorup\soruşturma metodu ile stada ulaşıldı. Yanlış gişe vs. ile neredeyse Kocaeli taraftarı ile yönetim bilet rezaletinden dolayı istifaya davet edilecekti ki , nerdeyim lan ben sorusunu kendime yöneltip deplasman tribününe yol aldım. Tek başınalığın sinir bozukluğunu atmaya çalışırken, deplasman tribünü girişinde tek bir adam.. Sigarasından yarım bir nefes alıyor.. Gerisi alayına kimsesizlik.. Bu adam akşam üzeri uykuya yenik düşüp evin yolunu tutan diğer elebaşından başkası değil.. Uyuyamayarak sabahın köründe stadın yoluna düşmüş.. Tek başınalığına küfrediyor sessizce.. Yahut o da çok seviyor.. Durum 2 elebaşı diğer militanları arkada bırakmış, yeni operasyon düzenekleri oluşturma şeklinde ilerliyor.. İnceden atıştıran yağmurdan çok biletlerin saat 4'te çıkacak haberinin gelmesi ıslatıyor bünyeleri ve tribünün hemen karşı sındaki kahveye kapak atılıyor.. Ki bu kahvenin camları deplasmana gelen tüm takım taraftarları tarafından ortalama birer kez yenilenmiş. Her sağlam deplasman grubu ile cam çerçeveyi yeniletmek zorunda kalan ve bundan gayet muzdarip kahveci ' yine mi a.q. ' diye sırsalanırken gayet sevecen yaklaşımımız ile hayatında yeni bir sayfa açmıştır..


Saat ilerliyor, geride kalan diğer deplasmancılar uykularından uyanıp stada geliyor ve İstanbul'da kalan ahali inceden yola çıkma hazırlıklarına başlıyor.. Bilet satışının başlama saati yaklaştıkça kuyruk olabildiğine çoğalıyor, etrafta bolca karaborsacıda pusuya yatmış durumda.. Sıraya en önde girme imkanı varken anlamsızca sıraya girmeden kalabalığı seyre daldık. Yeni çözüm yolları aranırken, kalabalığın açılmasını beklediği 42 numaralı kapının hemen arkasındaki bilet gişesine ulaşmanın bir yolu bulunuyor 2-3 demir parmaklıktan seri şeklide atlanarak.. İstanbul'a telefon çekiliyor ardından, ' Gelebildiğiniz kadar gelin... '


Karaborsacılarında aynı yeri keşfi ile, üstü açık\dört tarafı kapalı 30m2 alanda 4 e 10 karaborsacılar önde durumda.. Dışarıda öylece dolanan diğer ekip üyeleride içeri çağrılıyor ve olası bir bilet satış başlangıcında durum 10 a 10 eşitleniyor.. Derken İstanbul'dan gelen ahalide mevcut bölgeye çekilerek uygun strateji yaratılıyor.. Bilet satışının başlaması ile karaborsacılar anladıkları dilde gişeden püskürtülüyor ve tüm ekip biletlerine kavuşuyor.. Aynı esnada sabahın köründen beri 42 numaralı kapının açılmasını bekleyen 300 400 kişilik grup halen oldukları yerde bekliyorlar, kene bestesi eşliğinde eğlenerek.. Kapının açılmasıyla onlarda bilet alımına başlıyorlar ve bu esnada karşı ekibi 12 elemanıyla stada giriş yapıyor.. Pankart uygun yere sabitleniyor, çizmeli boyamalı pankartları getirmeyişimize şükrederek.. İftarlıklar hazırlanıyor ve maçın başlama saati bekleniyor, uA Kocaeli'nin imza attığı koreografi hazırlıklarına ne yapılabilir konuşmaları ile.. Tekrar ellerinize sağlık çocuklar..


Takım tünelde beliriyor ve 2 günlük tüm sıkıntı herzaman ki gibi unutulup gidiyor.. Yağmur azaldıkça sessizleşiyor, o şiddetlendikçe daha bir ' milyonlarca taraftarın yanyana ' oluyoruz..

İyi başladık, hem sahada hem tribünde derken iftar saati geliyor.. Aynı esnada da gol.. Ağza atılan ilk lokma olduğu yerde düğümlenip kalıyor.. Rakip tribün neredeyse doğru dürüst gooll dahi diyemiyor.. Hemen ardından patlattıkları ya allah bismillahh sesleri ile tribünümüz biraz daha kendine geliyor ve kaldığımız yerden devam ediyoruz saldır Galatasarayyyy ile...

Beraberliğin sonrasında kaçan pozisyonlara hayıflanıp aramayız inşallah derken devre arası oluyor.. Yağmur dahada hızlanıyor ama bu kez bağırmıyoruz.. Pankartımızı branda yapıyor ve az da olsa bir süre ıslanmıyoruz..

2.yarı başlıyor.. Tribün düşük tempoda.. Takım ateşlenince, tribünede yansıyor ve tekrar gaza basıyoruz.. Arka arkaya gelen goller ile rahatlıyoruz.. Maç sonu klişe makaralar başlıyor ancak galip durumda ve maçı garantilemişken bizim tribünün pekte eğlenemediğini bir kez daha görüyoruz.. Kocaeli tribünü pek aldırış etmiyor ve + puan yazıyoruz diğer anadolu şehirlerinde alışık olduğumuz durumlar olmadığı için..


Maç sona eriyor.. Bir aklı evvelin Nonda'nın ayağı kırıldı haberi aklımıza golden sonra yaptığımız tezahürat ve bugüne kadarkileri getirtiyor.. Nazar değdirdik adama diyoruz, bir NondaSever'in 3.yle devam eder deyişine kadar.. Telefonla önemli bir durumda olmadığını öğreniyoruz ve ohh çekip staddan ayrılıyoruz..


Tam deplasman girişindeki bilmem kaç araçlık stad otoparkı varken, bu 34 plaka olumm diyerek şehrin muhtelif bir yerine kadar bizi yürüten arkadaşa selam edip elde pankart karanlıkta yürüyoruz sokaklarda.. Yağmur yine tepemizde.. Araca ulaşana kadar bir iki sürtüşme ve yola koyuluyoruz 5 otobüslük İstanbul kafilesinin hemen önünde..


Yola çıktığımızda hemen karşımızda beliren ' İstanbul 67 ' yazısıyla aklımıza yola çıktıktan 4 5 saat sonra beliren ' İstanbul 300 ' ü görünceki sevinçlerimiz geliyor ve gülümsüyoruz.. Hızlı pilotlarımızın yağmurlu pistlerdeki başarılı pilotajları ile yeni gün başlamadan şehr-İ stanbul'umuza merhaba diyoruz..

Evet yine bu son dedik ama ne yeminler bozduk senin için tarifi bile imkansız..




Senle ağlar senle gülerim,
Senle yaşayıp senle ölürüm Galatasarayım..

19 Eylül 2008 Cuma

Süper Lig 4.Hafta

hayat ne kadar karışık bir mekan
gözlerde sadece gülmeyi özleyen bir his var
günlerin hiç günahı olmadan yine
bir de bakmışsın ki dönüş yok geriye..
-
Pazar 19:00
İzmit İsmet Paşa..

24 Temmuz 2008 Perşembe

2008 / 2009 parkuru belli oldu


2.Hafta kayseri (d),
4.hafta kocaeli (d),
6.hafta bursa (d),
8.hafta eskişehir (d),
10.hafta khalkedon (d),
12.hafta ankara (d),
14. hafta a.gücü (d),
15.hafta gençler (d),
17.hafta sivas (d)


19.hafta denizli(d),
21.hafta antalya(d),
23.hafta konya(d),
25.hafta trabzon(d),
27.hafta antep(d),
31.hafta hacettepe(d),
33.hafta El Kabze - ül Hasan (d)..

8 Mayıs 2008 Perşembe

Sivas’ın buz dağları…


O yol bitmez abicim diyenlere inat vardır bir kestirmesi deyip koyuluyoruz yine servisimize. Bizi deplasmana götüren tüm şoförlerin hayatının geri kalanında bizi bir daha görmek istememesi gerçeği yine değişmeyecek, yapamıyoruz, kendimizi sevdiremiyoruz bu şoför camiasına. Yaşamına son verenleri gördük bizi götürdükten sonra nihayetinde.

Erken başlıyoruz güne, bayan basket maçında bira seansı başlıyor. İçeri alınmadığımız salonlardan kendimizi sorumlu tutuyoruz, kederleniyoruz. Onlar kaybediyor, biz içiyoruz. Askere gider gibi uğurlanıyoruz evimizden bu kez eski deplasmanlara inat, “gidin alın gelin” diye bakan gözler güçten ziyade endişe katıyor, sorumluluk istemiyoruz hayatımızın geri kalan evresinde..

Mabede gün biterken geliyoruz, yola koyulacak konvoyun diğer araçları farklı anlamlarda sağlam iken bizim şişelerimiz yeter diyoruz, bir de şarkılarımız var, bir de iç içe geçen bir bir sopa, bir bayrak sopası..

Henüz şehirden çıkmadan otoban üzerinde ilk ikmal yapılırken yanımıza yaklaşan “maç kaç kaç bitti” diye bir soru soran herife “2-0 aldık” diyoruz, o hala öyle biliyor..

Açılış yine mayalı asidik içecekle başlıyor, böyle başlarız biz hep..Hayatında tüm maçlara gelmiş ama hiçbir tezahüratı ezberleyemeyen güneş gözlüklü arkadaş votka servisine başlıyor..Biz de aynı anda namelere..Acayip acayip kokteyller geliyor arka koltuklara doğru, kafamız bulanıyor, kaptan pis pis sırıtıyor.. Pornocu lan bu kaptan, birimiz uyanık kalsın hep..

İki şehir geçilmiş diye bilgi geliyor, yeterince uzaklaşmış olabiliriz kimliğimizden deyip operasyona hazırlanıyor arka koltuktaki manyak..Görüntüye tanık olanlar saçma bakışlar peşinde, tedirgin oluyor tayfa..İşlem başlıyor.. Kaşık-ateş-yeşil sıvı-tahta elementleri ile hazırlanan karışıma ilk darbe vuruluyor..Vurgun başlamış kimsenin haberi olmuyor.. Bakışların, namelerin nasıl etkileri oluyorsa artık arka koltuğa doğru bir akın başlıyor, muhabbetimiz güzeldir çok şükür deyip başlıyoruz anlatmaya..Elimiz de boldur hani, az koymayı sevmiyoruz..Sonrasında hiç kimse hiçbir şey hatırlamıyor, sabah olmuş, Yozgat’a yakınlaşmışız, yitip giden 3 saat, şişeye bakıyoruz bomboş.. 66 kodlu plakaya sahip vilayette ikmal yapıyoruz, çorba lazım, bira lazım, konvoyu kaybetmişiz, onlar nerede ulan?

Birçok kişi aynı rüyayı görmüş sanıyoruz, herkes yeşil-siyah adamlardan bahsediyor, rüya olmadığını anlıyoruz, garip bir saatte, birkaç otobüs Tatanga ile rastlaşmışız, ne konuştuğumuzu çokta hatırlamıyoruz, umurumuzda da değil. Efendi çocukmuş hepsi, kaptan söylüyor bunu..

Aynı vilayetin çıkışında sabah 8 de bira takviyesi yapıyoruz, biracı bizden manyak: “kavga nizam olmasın, kocaman adamlarsınız” “-dayı bu onlara bağlı” “o zaman vurun m.k.” “-dayı, hadi…”

Ekip sivasın dağlarına geldiğinde polis kontrolünden geçiyor, daha doğrusu geçemiyor, geri dönüyor..Şehire alınmıyoruz, ekibin canı sıkılıyor, mesire yeri bulunuyor, dinleniyoruz, aynı polis noktasına gitme vakti deyip tekrar gidiyoruz. O ne görüntü, SamiYen sokak şehir girişinde bekletiliyor, ne yana dönsen bir tanıdık göze çarpıyor, inanmışlar ordusu sanki..Mutlu oluyoruz, şehre giriyoruz..Ama ne giriş..Zıplayan delikanlılara gereken cevap veriliyor, emniyetin başına güneş geçmiş, bize hoş geldiniz diyorlar..İstanbull, İstanbull…

Maç fazlasıyla kritik, tribün haykırıyor, rakip gol atıyor, kimsenin umurunda değil, bu maç alınacak..Tüm sezon akıllara geliyor, gidilen gidilemeyen yollar, bu son yol artık, yüreği zor toparlıyoruz, gözleri tutamıyoruz, ağlaya ağlaya bu maçı kazanazağız, başka yolumuz yok, hepimiz biliyoruz..İbne basın bu sefer kaçarak yazıyor, şerefsizce yapılan hareketin ardından infial olunca tatlısu holiganlarının olduğu evsahibi tribün önüne alınıyor muhabirler..Orası rahat, onların evi tabi, biz misafiriz, ama biz şampiyon oluyoruz, onlar için gram üzülmüyoruz..

Yağmur 90 dakika sonunda başlıyor, bir daha da hiç durmuyor, serviste kaybolan bazı alkol şişelerini kaptana soruyoruz, acı gerçeği anlatıyor utanmadan, “siz maçtayken ben çok sıkıldım…”

Birkaç defa yavaş gitsene kardeşim uyarısı yapmak zorunda kalıyoruz. Diğer kaptan tüm geçmişini sorguluyor, gözleri yalan söylemiyor.

Şehir çıkışında alkol takviyesi için durduğumuz yerde bir arkadaşımızı unutuyor, çok gülüyoruz, kaptan da gülüyor..Adamı geri alıyoruz, o memlekete hiçbir şey bırakmaya gelmedik biz..

Dönüşümüz çok daha sakin geçiyor, arka taraf kendi halinde artık, muhabbetleri hiç çekilmiyor, koltuklar bırakıldı, insanlar yerde yatıyor, huzur ne acayip bir şeymiş..

Günaydın diyoruz kendi topraklarımıza, şerefe İstanbul, güzel günler göreceğiz..


5 Mayıs 2008 Pazartesi

Sana Çıkıyor Tüm Yollar..

Aylardan Mayıs... Gayet de başı...


Mecidiyeköy sokaklarında diğer deplasman öncelerinden farklı bir hava hakim. Saat gece yarısını göstermekte fakat maça neyle gideceği bile belli olmayan insanlar dolaşıyor stad etrafında. Boynundaki atkıyı sımsıkı sarmış ve bekliyorlar sadece. Bir umuttur yaşatan insanı deriz ya.. Orada olmalıyım ve bir şekilde olacağım inancıyla terketmişler evlerini.. Her ne kadar alışık olmasada bünyelerimiz bu görüntüye -en azından bu sene- , inceden inceye içimiz biraz daha titremeye başladı ertesi akşam o kentte yaşanacaklara dair..

Karşıbüs sağlam teçhizatı ile cumartesi gecesi marşa bastı ve O'nu bulacağı şehre usulca yol almaya başladı.. Önceki haftaki derbiden önce sessizce dillenen " Yenilsekte yensekte Sivas'a.. " metaforunu yerine getirme mecburiyeti olmadan, bize ait olanı almaya şeklinde de nitelendirilebilinecek bu gidişte herkes neşeli herkes mutlu herkes inanmış. Evet bu son kısım klişe bir laf gibi gelebilir ancak herkes galibiyetten öyle emin ki, takımın haftalardır saçtığı parıltıdan öyle aydınlanmış ki hiç mi hiç konuşmuyor kimse maçla ilgili ne teknik ne taktik..Tek yol var önümüzde..

Karşıbüs'ün son sakinleri de bir sonraki ikmal noktasından teslim alınır ve hikayemiz başlar.. Henüz yolun başı, ismi şu an hatırlanmayan bir dinlenme tesisinde verilen ihtiyaç molasının son dakikaları.. Bir anda tüm tesis yeşil ve siyah renge boyanır.Kısa sürede durum anlaşılır. Tatangalar Samsun deplasmanı için yola koyulmuşlar.. Önce onlarda şaşırıyorlar duruma fakat kısa sürede geçiyor ve ayaküstü sohbetler başlıyor tesisin çeşitli noktalarında. Hepsinde öyle net görüldü ki hepsinin aklı\hayatı 1.Lig'de.. Son gelişimizi hatırlıyormusunuz diyorlar parıltılı gözlerle..Gülümseyerek cevaplıyorum. O sene Sami Yen'i ziyaret eden en iyi deplasman tribünüydünüz diyorum... Skor önemli değil, bize düşen her zaman yapabildiğimiz en iyi tribünü yapmak diye bitiriyorlar sözü. 1.ligde görüşmek üzere sözleşiyoruz ve yola tekrar koyulma zamanı..





Ön taraf bol çeneli, arka taraf bol nağmeli yol alır. Günlük sıvı ihtiyacını karşılamak amacıyla kullanılan birayla başlayan yolculuk kısa sürede değişir, değişmeyide geçer karışır. Şef garsonun yaşadığı kendi git gellerin etksiyle kendisine hazırladığı karmaşık kokteylleri tüm servisede yaymasıyla film hafiften kopmaya başlar.. Ve devreye yeşil peri girer.. Usulca süzülür ve arka 4 lüde icra edilen sanatsal çalışmalar ile arzu edenlerin hayatlarına girer. Aralıklarla süren operasyonun sonunda skor ;


Arka Taraf: 1 - Ön Taraf: 0 ' dır.


Nağmeler yavaşlar, nağmeler kederlenir, kederlendikçe dillenir ancak zor kullanılarak gerekli müdahele yapılır ve tüm servis artık zorla da olsa gözlerini yummuştur geceye. Yarın uzun bir gün nede olsa, yarın bi başka gün...

Usulca açılır gözler sabaha..Herşey bırakıldığı şekilde.. Kaptan halen sırıtıyor, yol halen bitmiyor, biz yine gidiyoruz.. En iyi yapabildiğimiz şey bu belkide. Sonuçtan skordan branştan bağımsız sadece ve sadece O'na gidebilmek.. Nasıl kaçılır ki senden, tüm yollar sana çıkarken.. Keza peri de çoktan gitmiş, herkes hatırlıyor onu, ancak kimse bilmiyor.





Bol yemek molalı, hatta hepsi sadece yemek molalı 12 saatlik yolculuğun sonunda Sivas tabelasının 500 metre ilerisinde Sivas Emniyeti'nin arama noktasında gözlem altına alınıyoruz, taa ki maç saatine kadar.


- " İyi de komiserim burası bir çöl.. "


İkna çabaları sonuç veriyor ve araç & üst baş aramasının ardından geldiğimiz istikamette göze çarpan " Bizim Ev " e doğru tekrar araca biniş yapılıyor.. Bir kamelyanın altında dahil olunan rakısız ziyafetin ardından söğüt gölgesinde yumuşak minderler ve tüm yolculuğun yorgunluğu atılıyor.. Keza maça 3 saat kalmış hadi artık ne uykusu..


Yolculuklarının zor geçtiği araçların her halinden açıkca belli olan 7 otobüs polis arama noktasına ulaşmış durumda. İstanbul ve diğer illerden gelen yaklaşık 15 minibüsünde katılımıyla Galatasaray taraftarı polis eskortu ile stada doğru yönlendiriliyor. Konvoyun en önüne denk gelen aracımız bize " şansmıdır şansızlıkmıdır bizim ki " dedirtsede stadın ilk kez göründüğü noktada herkes şansına teşekkür etti. Etrafta binlerce Sivas'lı, yalnızca bir polis aracı ve arkada farklı illerden gelmiş onlarca araçlık bir konvoy. Daracık bir sokak arası. Etraftakiler ilk şoku atlattıktan sonra kafa kesme hareketleri, küfürleri vs leri ile bir anda İstanbulll İstanbull nidalarıyla ilerleyen konvoya odaklandılar. Yaklaşık 2 dakika sonra arkadan gelen araçlardan birine yapmaya çalıştıkları ilk ve saldırı, boşalan yarım otobüs ile son bulur. Galatasaray konvoyu park etmiş, gerekli makara ve muhabbetler tamamlanmış ve tribüne girmekteyken, kaçanların stada anca döndükleri bilgisi düşer misafir tribün sokağına. Evet sivas stadında böyle bir bölge var gibi. Düşünülüp yapılmadığı kesin, sadece ve sadece kentin çarpık yapılaşmasından böyle bir görüntü oluşmuş. Yaklaşık 50 metrelik bir sokak ve sadece tek bir noktadan çıkışı var.Önce bu sokağa hapsediliyoruz yetmiyor zorla tribüne girmemiz isteniyor. Fakat ne mümkün, ne herhangi bir ön arama noktası ne de bir turnike sırası organizasyonu mevzubahis. Yaklaşık 500 kişiyi aynı anda yarım metrelik bir turnikeden geçirmeye kalkışırsan o görüntüler elbet yaşanır.. Sakin kalarak ve bolca sallanarak ağır ağır tribüne giriş yapıyoruz. Pankarta yer beğenememe sorgusalıyla birlikte pankartı bu seferlik katlayıp yanımızda tutuyoruz. Adım başı tanıdık bir simayla ayaküstü muhabbetler ediyor etrafta insanlar. İstanbul'daki herhangibir basketbol maçının devre arası havası var İstanbul'dan 935 km uzakta bir stadda..


Maç başlıyor.Tribün son derece arzulu bir şekilde takımı itiyor rakip kaleye.Girilen bir iki pozisyonda tribünde yaşanan dalgalanmalar, Allah'ım ne olur görelim şurada şu galibiyet golünü dedirtmekte. Beklenmedik anda gelen Sivas golünün şoku tribünden yaklaşık 30 saniyede atlatıldı. Takımın atlatması az biraz daha fazla. Ankara'dan gelen haber ile bugün bu maç ya alınacak ya alınacak kıvamına gelmesiyle tribün tekrar ateşleniyor. 1 - 1 in keyfini yaşarken gelen 2. gol, çakılan üç beş meşale, tellerde onlarca insan, davullar havada uçuşuyor ve dayanamıyor gözler daha fazla.. Maçın başlamasıyla başlayan yağmur şiddettini arttırıyor.O arttırdıkça " şampiyonuz ulan şampiyon... " nidalarıyla gözlerden yaşlar karışıyor yağmura.. Üstüste, yanyana, defalarca haykırılıyor susmadan susturmadan... Şampiyon Cimbombomum ne istersen iste benden.. " gözler hala yaşlı, eller hala göğre yumrulanmış vaziyette.. Geçmişiz ne de olsa Karşı ' sına haykırıyoruz sonuna kadar.. Gözlerimizin önünde, usul usul gitmesine izin vermedik bu kez. Susmadan haykırıp, bizim olanı bizde bırakmaya çabaladık 90 dakika boyunca.

Hocasından medyasına, başkanından topçusuna o gün o kentte o yağmurda o stadda sarı kırmızılı ların inanmışlığının karşısında zaten duramazdı ve duramadı.. 5 golle alınan galibiyet ve dönüş yolu başlıyor..


13 saat süren yolculukta herkes mutlu, herkes huzurlu herkes üzerine düşeni yerine getirmenin rahatlığı içerisinde.. Sabah saatlerinde İstanbul'a giriş yapan kafile ev ve iş yerlerine gitmek için dağılıyor, bize bu deplasmandan da geriye anlatacak hiçbir şey kalmıyor..








*


Sivasspor 3 - Galatasaray 5
Turkcell Süper Lig 33. hafta maçında Galatasaray, deplasmanda Sivasspor'u 5-3 mağlup etti. Arda'nın hat trick yaptığı maç sonunda takımımız, ligin son haftasına en yakın takipçisi Fenerbahçe'nin 3 puan önünde giriyor..



26 Nisan 2008 Cumartesi

Şampiyonluk Yakışır


Beşiktaş Cola Turka 63 - Galatasaray 72

Bir tribün..
Beşiktaşa kendi evinde
deplasman yaşatan aslan yürekler.
Bir takım..
10 sayı gerideyken ruhunu
sahaya koyup 9 sayı farkla maçı alan.

ŞAMPİYONLUK
YAKIŞIR!

13 Nisan 2008 Pazar

Engel Tanımıyoruz


Galatasaray 96 – Ordu Bedensel Engelliler SK 31

Engelsiz aslanlarımız
namağlup liderliklerini sürdürüyorlar.

Daha çok desteği ve ilgiyi
sapına kadar hakediyorlar.

6 Nisan 2008 Pazar

Şampiyonluk Nağmeleri


Ankara'da dakikalar 70'e dayanmış, skor 0-0'dı. Sinir, stres, umut, heyecan, kuşku gibi duyguları iç içine geçirmiş; önümdeki yemeği tadından bihaber biçimde alabildiğine hızlı yiyordum. İşte o anda aklıma geldi bundan tam olarak 24 saat önce yazdığım yazı. İnanmalıydım, inanmalıydık. Bu sezon kaç maçı son dakikada çevirmiştik, en anlamlılarından biri de pekala olabilirdi. Dakikalar ilerledikçe 'bu maç gitti' diyenlere keskince 'kazanacağız' cevabını yapıştıranların sayısı azalıyordu. Taa ki o ana kadar..
Dakika 90 olmuş ve uzatmalar başlamıştı. Herkes ilk sandalyesinden farklı bir yerde, kimisi yerlerde, kimisi arkasını dönmüştü. Saatli kale arkasını düşünmek bile istemiyorum. Evet inanç karşılık bulmuştu, geldiği günden beri duvardan tavana fırlatılmaktan bithap düşen Cassio Lincoln muhteşem bir golle uyandırılmaması gereken bir rüyaya itivermişti bizi.
Geriye kaldı 5 final. Ne radyoya, ne Türkiye'nin bilmem neresinden gelecek bir gol haberine ihtiyacımız var. Yalnızca çıkıp 5 maçı kazanmalıyız.
Saldırın, durmadan..

4 Nisan 2008 Cuma

Yine Düştük Yollara

Bir elin parmağı kadar maç kalmak üzere iken bile halen inanmamış topçuları dürtüklemek için bir kez daha düşüyoruz yollara.. Yol yine bir yere gitmeyerek bir durma biçimi olmaya devam eyleyecek. Bu sezonun Galatasaray'ın peşinden gidilen bilmem kaç bininci kilometrelerinde de aracın camlarından şehirlere bakılırken, 2 rengi bile bu kadar çok sevebilmişken elde avuçta tutulamayanların muhakemesi yapılacak ancak yol yine bir yere gitmeyecek.


Dar geliyor Dar geliyor,
İstanbul bize dar geliyor..

19 Mart 2008 Çarşamba

Canlı Yayın Peşindeyiz # 5


Pek rağbet olmaz hafta içi ve üstelik biletler pahalı. Ama KARŞI-uA kafilesi saat 13:00 de Mecidiyeköy'den hareket edecek.

Saat 20:00 Gençlerbirliği maçında da Peşindeyiz..

Saat 12:50

Hareket yeri KARŞI'ya alınmış.

Saat 14:30

Ankara'ya 279 kilometre kala keyifler yerinde. Özlemle Bolu ve Cafer Usta'nın yeri bekleniyor. Hava biraz kapalı bilgisi geçildi, yolunuz açık olsun aslanlar...

Saat 14:40

Hendek'ten içeri mi girildi? Hadi canım...

Saat 15:05

Onlarda kuru kuru olmaz demişler. Ankara'ya 240 kilometre kalmış. Pankart yanlarında umarım asılır...

Saat 15:25

Kafile Bolu'da birazdan mola verecek. Yolculukta bir sıkıntı yok.

Saat 16:20

Yemekler afiyetle yenildi, fotoğraflar cep telefonlarına geldi, masa başındaki canlı yayın ekibi ah dedi..

Yoldalar, Ankara 190 kilometre...

Saat 17:00

Cepte biletler, neşeyle ve umutla, kaldı Ankara'ya 80 kilometre...

Tepelerde kar ve Balkanlar'dan ülkeye girmiş yağışlı hava dalgası. Dönüşte dikkat diyelim..

Saat 17:20

Yok daha neler densede 20 kilometre kalmış. Biliriz biz o yolu, biliriz biz o kaptanı...

Saat 18:10

Stada girilmek üzere, pek kimseler yokmuş. Pankart asılacak, mola dahil 4 saatte gidildi.

Saat 19:05

Pankartımız güzel bir yere asıldı. Tribünler boş fakat mesai bitimi ile birlikte yavaş yavaş kalabalıklaşmakta. 15. Kupa yolunda her şey normal.

Saat 20:00

İstanbul'dan gelen otobüsle birlikte taraftarlar içerde. İstanbul'dan gelenler arasında Güngör Baba da yer alıyor.

Saat 22:00

Ankara emniyeti, rakip taraftar olmadığı için bizim kapıları da diğerleriyle aynı anda açtı. Taraftarlar hafiften tribünü boşaltıyor, ekibimiz ise saha içerisine girip pankartı sökmek için memur beyleri bekliyorlar.

Saat 22:30

Üç günde yapılan ikinci Ankara seferi sona erdi. Araca doğru bir omuzda pankart ilerleniyor şu anda. Yine aynı, değişmedi hiç deplasman sonları. Gittiğimiz her yer bizim. Ankara deplasman sayılmadı bir kez daha.

Saat 23:00

Yollardayız yine.. Yine karanlık, yine yağmurlu, yine ıslak mağlubiyetler halkasına bir tane daha eklenmiş olsa dahi uğrunda savrulmaya değer..

Saat 23:20

İstanbul için son 360 kilometre. Yoğun sağnak yağmur altında geçiyor dönüş yolculuğu. Yine Bolu'da mola verilecek..

Saat 00:00

Bolu'dayız.. Çay molası.. Yağmur kesildi, yollar bomboş..
İstanbul 220 km..

Saat 01:05

Giriştiğimiz herhangi bir yoldan hiçbir zaman gelmeyen galibiyetler serisine eklenen son halkanın ardından, ekip ' Bu yollar neden hep karanlık? ' sorgusalıyla camlardan kentlerin ışıklarını seyrediyor.. Yağmur sis yine devrede, İstanbul'a 150 kilometre..

Saat 02:05

İstanbula iniş yapıldı. Mola hariç iki buçuk saat sürdü yol. Galatasarayımızın yanında olmak, onunla bir akşam geçirmek her şeye değer..

17 Mart 2008 Pazartesi

Hesabı Yok Kaybolan Günlerin ,

Aylardan Mart..


Sezonun ilk yarısında Burhaniye deplasmanı dönüşü servisteki 15 kişinin içinden geçirip, günler sonra dile getirdiği ortak bir kanıydı ' kral deplasman oldu ' olgusu.. Fikstüre göre Burhaniye sonrası yine benzer bir batı seferi, bünyeleri bu kez Erdemir'e götürür beklentisi vardı. Ligden çekilen Çanakkale ekibinin bu son dakika golü ile takvimlerde " Mart 15/16 @ Mersin " işaretlemesi yapılarak fikstürün o günkü ayağına dönülmüştü. Maç haftasının gelmesiyle inceden plan programlar startını aldı. Tren, gemi, kiralık araç, servis vs derken milyon tane fikriyat zihinleri meşgul eyledi. Gidişi sallayıp dönüşe yoğunlaşan ekip ' 1000 km'yi 10 saatte alamayız, pazartesi sabahı işe geç kalırız ' gerçeğini kabul edip, inceden girişilen ' biraz uzak mı ne ? ' kıvırmalarının üzerine ekleyip gitmesekte olur psikojisine kendini sokmaya çalıştı. Diğer yandan aynı hafta mevzubahis olan 2 maç birden Ankara seferi de bu psikolojik desteğe yardımcı oldu. Gel zaman git zaman yaklaşan maç tarihi ile baş gösteren ' en kötü gidip pankartı asmalıyız ' gazlı fikriyat, bir miktar da aceleci bir hareketle mouse imlecini türk hava yollarının internet sitesine götürdü.

Maç sabahı alışılagelmişin dışında bir buluşma sahnesi.. Mekan Mecidiyeköy dolayları değil hava limanı sınırları.. Bünyeler sıfır alkollü.. Atkılar burun hizasına kadar boynu sarma pozisyonundan uzak, boynun 2 tarafından aşağı sallanıp göğüs hizasında birbirine düğümlenmiş durumda. Kapşonların ise tamam açık.. Bindik bir alamete sonunu getireceğiz diyip giriş yapılır içeriye.. Soğuk mu soğuk Gs TV ekibiyle Adana'ya inişin ardından, münferit münferit Mersin'e ulaşım \ maç sonu Adana'ya dönüş planı yapılır. Gece yarısı düşen Demirspor-İdman Yurdu derbi sms'inden hareketle her sohbet edilene yöneltilen 3. soru cümlesi sabit.. Çok büyütmüşler internet canlısını da kullanarak kendilerini.. En az onlar kadar bizde kendi gözümüzde.. Her 2 tarafta da sokaktaki ahali maçtan bi haber.. Bu tip maçlar sonrası binlerce kilometre uzakta maçın sonucunu\güzelliğini duymadan çıkan olayları duyuyor ve hatırlıyor olmakla aynı paralelde bir sorgusal sanırım bu. Maçın skorundan da hala habersizim..

Sıcak bir Mersin sabahı bizi karşılar. Şehir halen pazar sabahı mahmurluğunda.. Sahil şeridine ulaşımın ardından bol yürümeli bir öğleden sonra geride bırakılır.. Denize karşı kahvaltı keyfinden sonra istikamet hala bitmeyen sahil şeridinin devamı.. Bir şeyin illa sonunu getirmek sebebsiz, ortasında da bırakılabilmeli bazı şeyler..

Yürüyüş esnasında kulaklara çalınan kederli bir ezgi farkettirir ağaçların arasında, şehrin tam ortasında ama bir o kadar uzak olan o yalnız meyhaneyi.. Adı Yasu dur.. İstanbul Beşyüzevler'de de şubesi vardır, ama gitmenin gereği yoktur.

Yasu'da boşalan kadehler, hemen sol tarafımızdaki caddede bir minibüsün içindeki sarı - kırmızılıların ağaçların arasında görünmesiyle bir anda alabora olur. Evet ağaçların arasından görünen o sarı-kırmızı Galatasaray'dır, salona ulaşmaya çalışmaktadır. Masadan fırlayan üç beş deli, şaşkın bakışlarla ağaçların arasından kaldırımla yasuyu ayıran çitin üzerine tırmanır ve 2 el göğe yumrulanır sessizce. Minibüs içinde 2.bir Maslak Otel Çıkışı şoku yaşanır.. Yeşil yanar, minibüs yoluna, bu taraftar yalnızlıklarına yani kadehine devam eder.. Daha sonra salona hareket için hareket edilirken farkedilirki hemen ardımızda takımın kaldığı HiltonSA yer almaktadır.

Televizyon başından gördüğümüz kadarıyla Mersin'de basketbol maçları çok yoğun atmosferde geçmesede, salon genelde aile coğunluğuyla dolar. Mersin İdman Yurdu taraftarlarıda pankartlarıyla ve seyrek katılımlarıyla salonda yerlerini alırlar ve yoğun olmasada bir atmosfer oluştururlar. Girişi çıkışı , maç esnası vs ile çok daha zor ortam beklerken, daha doğrusu kendimizi hazırlamışken sakin bir ortam vardı salonda.. Kısmen dolu bir salon, herkes yerinde oturuyor ve alkışlıyor basketlerde.. Rakibi ıslıklamak dahi yorucu geliyor. Keza maç boyu salonda Galatasaray hücumları değil Mersin hücumları ıslıklandı, ıslıklattırıldı..

Güzel tribün ile geçen ilk yarının ardından ikinci yarıdaki Mersin valisi, emniyet, Galatasaray taraftarı arasındaki ' koltuklara basıyor olma ' gerginliği , salonda manasız bir şekilde kaşınan sarının yanına lacivert li çocuk, 2 şehir arasında olan ve insanlara Galatasaray tribünü ortak paydasını unutturan manasız mı manasız gerginlikler derken 2.yarı tribünü çevirmekten çok olay yatıştırmaya çalışmakla geçse de , son 4 dakikada pes edip pota arkası ile karşı tribünün Galatasaray'a ayrılan sol köşesinin birleşimindeki 5-6 metrelik balkon gibi yere attık kendimizi ve salonda maç başlamadan yaklaşık yarım saat önce patlattığımız " Bu sezon sizinle geldik heryere, Mersin'e Burhaniye'ye " ... biz buradayız mesajının sonuna İstanbul'da rahat alınan galibiyetlerin son periyotlarına sıkıştırılan geleneksel melodik takım selamlama şeysi sadece 1:06 saniye de tamamlanarak imza atıldı..

Yol çilesi, yolculuk çilesi, sorgulama çilesi çekil(e)meden.. Onlarca çiş molası verilmeden.. Bir şeyler eksik, bir şeyler yarımken.. Kendi adıma bu deplasmanı uçakla gidip trenle dönmek zorunda kalan Yldz Tek! delilerine yazıyor, maç sonu Adana havalimanında uçağımızı beklerken yanımıza gelerek teşekkürünü iletip\ayaküstü laflayan bir kaç oyuncuya taraftarla konuşmamalarını tembihleyen sayın Mihriban Oğuz'ada sevgilerimi gönderiyorum. Suçumuz neydi ki bizim?


Faturalar ödenmeyi bekleye,
asaletin bize yetedursun,
Kırılan kalpler yine umutla dolsun,
Cimbombom'um Şampiyon Olsun..